Tayvan yolculuğuma hazırlıklar neredeyse tamamlandı. Kendimi antrenmanlar ile hazırladım. Bu antrenmanlar sırasında kendi yaşadığım bölgenin köylerine yolculuk yaptım. Ne kadar güzelmiş. Daha önce bisiklete atlayıp pedallamak varken motorsikletle veya araba ile hızlı geçmişim oralardan. Yemyeşil kırları görmemişim, harika ve rengarenk çiçekler ile tanışmamış ve onları içimde özümsemek için koklamamışım. Oysa şimdi burada bile ben eski ben değilim. Tarlalara atılan mayıs (gübre) kokusu bile ne kadar güzelmiş. Beynimde matematik ile yaşamaktan vaz geçip yolda olmanın rahatlığına geçince yüreğimde ve midemde pırpır eden kelebekleri keşfettim.
Sabah rutinim belli benim. Can dostumuz patili arkadaşlarımla her sabah güneş doğduktan sonra yürüyüşe çıkmak, onların deniz kenarında yürümelerini seyretmek ve adım adım her anı yaşamak. Denizin kokusu, ağaçların rüzgarda çıkardığı sesler, dalgaların nağmesi yaşadığımı hissettiriyor ve güne hazırlık için muhteşem oluyor.
Sonrasında ise günün işleri, yapılacaklar listesi, zaman sanki magnev (hızlı tren) gibi akıyor. Camdan dışarısını görüp algılamak neredeyse mümkün olmuyor. Ancak gün bamaya yakın olduğunda güneş başka bir kızıla bürünüyor. Bulutların üzerinde ayrı bir gurup denizin üzerinde ayrı bir grup oluyor. Güneşi uğurlamak gibi bir adet edindim. Hayatı yaşadığımı ve nefes aldığımı hissettiriyor.
Eşim Ayşegül daha düzenli ve saatlere uymayı seviyor. Akşam yemeği vaktinde masa hazır oluyor. Bazen bize aslan sütü eşlik ediyor bazen de kırmızı bir şarap. Her zaman içmiyoruz tabi ama hafif bir çakır keyiflik de iyi oluyor.
Sıkıntı benim akşam onbuçuk gibi uykumun gelmesi, dostlarla geçirdiğimiz harika sohbetli akşam yemekli akşamlar hariç koşarak uykuya gidiyorum.
Tayvan da ne mi olacak? Sabahları erken kalkacağım güneş doğduğunda, biraz TaiChi ve sabah sporu azıcıkta kahvaltılık birşeyler yiyeceğim. Her zamanki gibi gittiğim yerdeki insanlar ne yiyorsa ben de onu yiyeceğim. Sonra çadırın toplanması, eski zamanlarda yapıldığı gibi atımın üzerine heybeyi atacağım. Benim kullandığım at çelikten ve iki tekeri var. Olsun, bana yarenlik edecek tüm seyahatim boyunca. Evdekiler hala uyuyor olacaklar ben pedallamaya başladığımda. Saat farkından dolayı ancak öğleden sonra haberleşeceğim onlarla.
Yol kenarlarında gördüğüm suları tadacağım, köylüler varsa sohbet edeceğim, kır çiçekleri ile tanışıp eğer kabul ederse (bir tane koparıp) defterimin arasına koyacağım ve bulunduğu yerin resmini çekeceğim.
Akşam oradaki bir insana hediye vereceğim kitap ayracına koyup onun bir hatıra bırakacağım. Dost kazanmak hayatta en sevdiğim şey, belki onlardan bazılarını daha sonra Türkiye’de evimde ağırlama fırsatını da yakalarım kim bilir?